Tavuk ve Yumurta

Tavuk ve Yumurta

2316

Günümüzde tükettiğimiz  ticari sürülerinden elde edilen tavukların orijini belli değildir. Her ne kadar seleksiyon sonucu elde edildikleri iddia edilse de yeryüzünde,  yumurtadan çıktıktan 35 gün sonra yenecek ebatlara gelen, eti yumurta ile aynı sürede pişen veya her gün hergün yumurtlayan bir tavuk ırkı yoktur. Yoktan var edemezsiniz ancak en iyileri bir araya getirerek en mükemmelini elde edersiniz.  Daha ötesi olmaz.

Tavukların beslenme ortamı insani değildir. Gönül ister ki herbiri doğada rahat rahat yaşasın. Birçok kümes gün ışığını doğru dürüst almazken, modern kümesler gün ışığı bir kenara klimatize edilmemiş hava bile alamaz durumdadır. Kafeslerdeki yumurta tavukları, kımıldamadan aynı ufacık kafesin içinde ömürlerini bir makine gibi tamamlamaktadırlar.

Bunlar kümeslerin olumsuz yanlarıdır.

Best-Bir verilerine göre 1990 senesinde piliç eti üretimi 162.569 ton iken 2013 senesinde yaklaşık 2 milyon tona yükselmiştir. Hal böyle olunca bu miktardaki piliç ve tavuğun kümesler dışında bakılabileceği bir ortam olamaz. Doğal piliç besleme metodlarıyla bu miktarda piliç beslenemez. Çünkü tavuk, bulunduğu ortamı adeta çorak, yağmur yağarsa da batak bir ortama çevirir. Siz bu çevre pisliğinden kurtulmak için beton dökmek zorunda kalırsınız. Ülkemizdeki birçok kümes en modern sistemleri kullandığı gibi, hayvana değer veren yetiştiricilerimiz, başka ülkelerdeki gayri insani uygulamaları, kendi baktıkları piliç ve tavuklara uygulamazlar. Kümes ve bakım açısından içimiz rahat olabilir.

Yemlerindeki hayvansal maddeler, et-kemik unu, kan unu gibi maddelerin kullanılması da sorun değildir. Bu hayvanlar doğada yiyebildikleri her türlü hayvanı zaten yerler. Kurbağa, yılan, fare, solucan, hayvan gübrelerinin içindeki kurtlar, doğadaki keneler, böcekleri yediklerinin içinde sayabiliriz. Onlar doğal, et-kemik unu, kan unu doğal değil diyenlere de bu maddelerin işlendiğini, sadece kimyasal içeriklerinin geri kaldığını, mikropsuz bir halde yem maddesi haline getirildiklerini söyleyebilirim. Zaten çok pahalı maddeler oldukları için, rahat bir kullanım alanı da bulamıyorlar.

Fakat yemlerde öyle maddeler var ki, yemi yem olmaktan çıkarıyor. Bu maddeler yem olamayan kimyasal yapılar olmasına rağmen, yem analizlerinde yemin değerini yüksek göstermektedir. Ayrıca bu maddeler yerine orijinal yem maddesi kullanılsa aynı sürede aynı canlı ağırlık elde edilememekte, bu kimyasal yemler ile daha fazla canlı ağırlık elde edilmektedir. Şöyle ki 1kg canlı piliç ağırlığı için sadece 1.7kg bu yemlerden yemesi yeterlidir. Adeta yem besleme yerine üzerine yapışmaktadır. Kendimizden örnek verecek olursak;

Yediklerimiz aynı etkiyi bizde yapsaydı gün içerisinde yediklerimizden günde yaklaşık 2 kg ağırlık artışı, bir sene sonunda da iri bir inekten daha fazla yaklaşık 700kg ağırlıkta olmamız mümkün olacaktı.

Bu anlatılan durum, piliç sağlığı ile ilgili gibi görünse de, bu sentetik maddeler piliç etinde bulunduğu, piliç eti bu maddelerden oluştuğu için, insan obezitesinden doğrudan sorumlu olabilir. Yediğimiz piliç etleri vücudumuzda yediğimiz bir gıda maddesi gibi değil, zift gibi, sakız gibi vücuda yapışan bir kimyasal gibi davranabilir. Gerçek olmayan yem maddesi, kimyasallardan teşkil aminoasitlerden (protein yapıtaşları) bunu beklemek, gerçeklerden uzaklaşmak olmayacaktır.

Ticari sürülerin 35 günlük ömründe , aşı, ilaç uygulaması olmayan, boş geçen doğru dürüst günü yoktur. Elbette entegre ve üreticiler bunu uygulamak, emek harcamak, para harcamak istemezler. Fakat bu aşı ve ilaçlar olmadan 35 günü tamamlayıp, kesime gitmeleri mümkün değildir. Ne kadar sağlıksız bir hayvanın etini, ne kadar büyük yoğunlukta tüketiyoruz değil mi?

yumurta

 

Pekala yumurta tavuklarında durum nedir? Hiç “ben sürümü hasta ettim ilaç kullanıyorum, 14 gün yumurtaları yenmez. O yüzden yumurtaları çöpe atıyorum” diyen bir işletme duydunuz mu? Zaten kuruşlarla kar elde eden işletmelerin, böyle bir şey yapacaklarına ihtimal dahi vermiyorum.

 

Entegre tesisler, en kaliteli, en lezzetli piliçi elde etmek ister. Yetiştiriciler de aynı başarıyı elde etmek isterler. Fakat entegreler bir başarı-prim sistemi uygularlar ki neticede kendi ayağına sıkmak mı dersiniz kendi kesesini doldurmak mı dersiniz garip bir durum ortaya çıkar. Şöyle basitçe örnekleyeyim:

10 yetiştirici düşünelim ve entegre bunlara aynı sayıda civciv ve aynı miktarda yem versin ve karşılığında da belirli ağırlıkta piliç beklesin.

Başarı havuzu olarak bir rakam belirleyip, beklediği ağırlığın üstünde piliç teslim edene buradan pirim, bu ağırlıktan düşük olanlara azalan miktarda prim ve

diğer verdiği primleri başarısız gördüğü yetiştiriciden ceza puanı olarak, karından kesinti uygulasın.

Gerçekte olan prim sistemi budur ve herhangi bir hile ile prim almak isteyen yetiştiri karşısında kesinti almamak için aynı hileyi uygulamak zorunda kalırsınız, tüm iyi niyetinize rağmen.

Bu hile için “sarı toz” “altın tozu” denilen “nitrofuran”lar devreye girer. 5bin baş piliç için 25kg.lık kraft torba “sarı toz”u 300 TL. vererek satın alır, canlı ağırlık artışında yaklaşık %15-20 lik korkunç bir artış sağlarsınız. Bu hile yetiştiriciye yarar mı? Hepsi yapıyorsa, karından kesinti olmaz. Fakat diğerleri yapmıyorsa, o zaman %15 başarılı görüneceği için primi alır. Bu prim aslında diğerlerinden kesilmiştir. Burada kazanç entegrenindir. Öyle ya verdiği civciv ve yem karşılığında %15 daha fazla piliç geri alıyorsa ve buna ekstra prim-ücret ödemiyorsa entegre açısından sıkıntı yoktur. Ama olmalıdır. Son derece modern, hatta çağın en iyi kesimhanelerine sahip bir ülkenin entegreleri olarak, antibiyotik kalıntılı piliçleri yedirmek insanlık suçu olabilir. Yolda 2 milyon ton piliç etinden bahsederken bu %15 rakamının 300 milyon kg. ettiğini, piliç etini 5 liradan hesap edersek, 1,5 milyar liralık bir ekstra gelir, gözleri kapatabilir, insanları susmaya, yapılanlara razı getirmeye-getirilmeye yeter mi? Artar bile, ama bana göre. Esasını ben bilemem, fakat hemen her piliç üreticisinin bu tozu kullandığını bilir, duyarım.

Bu etler, içerisinde ihtiva etmesi gereken besin maddesi, vitamin, mineral gibi maddeleri ihtiva etmediği için aslında midemiz dolmasına rağmen aslında aç kalırız. Gözümüz doymaz, yedikçe yiyesimiz gelir. Bu neye benzer biliyor musunuz? Canınız bir şey çekince, canınızın çektiği tadı bulana kadar sürekli yersiniz, en sonunda ihtiyacınız ne ise onu yer ve doyarsınız, olay budur.

Tavuk eti ile senin açgözlülüğünün ne alakası var diyenlere; yediğimiz boş yiyecek, ihtiyaçlarımızı karşılamıyor, vücudumuz eksik maddeleri tamamlama arayışında diyebiliriz.

Bu yazıda amaç bir sektörü karalamak veya aklamak değil. Yapılan yanlışları, doğruları gözler önüne sermek ve ne yapılırsa sağlıklı ürünlere kavuşulur yollarını göstermektir.

Özetlersek:

Kümes, bu boyutlardaki piliç ve yumurta üreticiliği için olmazsa olmaz. Doğal ortamlarda bu boyutta tavukçuluk yapılamaz.

Kümselerimiz de en son teknoloji uygulanıyor.

Entegrelerimiz, kesimhanelerimiz dünya lideri modernlik ve temizliktedir.

Sorun da yem kombinasyonunda ve bazı (çoğunluk) yetiştiricilerin yaptığı yasak ilaç katkılarındadır.

Çözüm olarak:

Yem maddesi olarak, doğal yem maddeleri kullanılır, vitamin-mineral harici olmak üzere yem olarak kimyasal maddelerin kullanılması engellenirse piliç ve tavuklar, gerçek yemlerle beslenmiş olur ki birinci aşama budur. Sonra entegrede kesim aşamasında ilaç kalıntısı bulunan piliçler tamamen imha edilmelidir. Ve bu işlem titizlikle takip edilmelidir. Her ne kadar “kontrol ediyoruz” denilse de gözüm kullanıldığını ve bu piliçlerin tüketime sevk edildiğini görüyor. Bir yıl içinde ne kadar, antibiyotik ihtiva ettiği için imha edilmiş piliç vardır?

Bu konuda ısrarla yazmak, bir sektörü zan altında bırakır. Bizler de bu konuyu düzelene kadar yazıp söyleyeceğimize göre, yekilileri göreve çağırıyorum. Görevimizin başındayız denmesin, istisnasız her kümesten gelen piliçlere, yumurtalara antibiyotik kalıntı tespiti yapmaya davet ediyorum. Kalıntılı ürün imha edilsin bu yeter. Daha yapamazlar, o kadar eminim.

YORUM YOK

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.